Çukurova’dan Dünyaya Akan Söz Irmağı: Güneysu
Güneysu gibi
dergiler yalnızca matbu hâliyle kâğıtlarda kalmaz; bir şehrin hatırasına, bir
bölgenin ruhuna, bir milletin kültür damarına karışır. Güneysu Dergisi işte
böyle bir mecradır. Osmaniye’de doğmuş, Çukurova’dan beslenmiş; sesini Türkiye’ye
ve Türk dünyasına ulaştırmış bir edebiyat ırmağıdır.
1985 yılının
Şubat ayında, emekli Albay Ahmet Neşet Dinçer’in öncülüğünde kıt imkânlarla
yayımlanan ilk sayı belki mütevazıydı; ancak taşıdığı ideal büyüktü. Çünkü
Güneysu yalnızca bir dergi değil, bir gönül hareketiydi. Ahmet Neşet Dinçer’in
yanında Bestami Yazgan, Tayyip Atmaca, Musa Serin ve Osman Karataş gibi
isimlerin omuz verdiği bu yolculuk, taşradan merkeze uzanan kültürel bir
direnişe dönüştü.
Aradan geçen
yıllarda kimi zaman sustu, kimi zaman yeniden doğdu. Yayına ara verdiği
dönemler oldu, isim değiştirdiği yıllar oldu; ama hiçbir zaman edebiyat
gündeminden düşmedi. Çünkü ortaya konulan ürünler, insanların gönlünde yaşayan
ülküler, koruduğu gelenekler ve dilinde dolaştırdığı güzel sözlerdi.
Bugün 41. yayın
yılına giren Güneysu, yayın hayatını sürdürdüğü Cebelibereket Gazeteciler
Cemiyeti’nin çatısı altında anlamlı bir vefa buluşması gerçekleştirdi. Bu
buluşma, kırk bir yıllık edebî yürüyüşün hatırlanması ve geleceğe daha güçlü
adımlarla taşınması adına kıymetliydi. Bu buluşmada derginin kurucularından
Bestami Yazgan, cemiyet adına sahibi Ali Cihangir, yazı işleri müdürü Şükrü
Tozluklu, editörlüğünü yürüten ben ve gazeteci dostlarımız bir aradaydık. Bu
tablo, Güneysu’nun geçmişle gelecek arasında sağlam bağlar kurduğunu bir kez
daha gösterdi.
Buluşmada
Bestami Yazgan, yeniden yayın hayatına dönen dergisi için o içten benzetmesini
tekrarladı: “Bir insanın evladı kaybolur, hiç umudu yokken bir gün evladını
bulur; Güneysu’nun yeniden çıkması da beni böyle mutlu etti”. Bu söz, yalnızca
bir sevincin ifadesi değil; bir derginin insanlar için ne kadar kıymetli
olduğunun da göstergesidir. Çünkü dergiler bazen evlat gibi sevilir, emekle
büyütülür, hasretle beklenir.
Yazgan’ın konuya
yönelik başka cümlesi ise adeta Güneysu’nun özeti niteliğindeydi: “Dergiler, sanat
tepelerinde yanan bir çoban ateşi gibidir”. Gerçekten de Güneysu, yıllar
boyunca Osmaniye’de yanan; fakat ışığı uzak coğrafyalara ulaşan bir çoban ateşi
olmuştur. Sayfalarında Bahtiyar Vahabzade’den Nurullah Genç’e, Abdurrahim
Karakoç’tan Dilaver Cebeci’ye kadar pek çok önemli isme yer vermiştir. Nice
genç kalem ilk cesaretini bu dergide bulmuş; ilk şiirini burada yayımlamış, ilk
heyecanını burada yaşamıştır. Güneysu’nu ateşinde ısınanlarla beraber derginin
zor şartlardan bugünlere gelmesinde yaşanan unutulmaz hatıralara da değindi.
Bugün Güneysu,
41. Yılında 138. sayısıyla bir “vefa çiçeği” olarak yoluna devam etmektedir.
Özellikle gençler için bir meydan, yeni kalemler için bir başlangıç kapısı
olması; onu sadece nostaljik bir hatıra olmaktan çıkarıp yaşayan, üreten ve
geleceğe yürüyen bir mektebe dönüştürmektedir.
Osmaniye, Çukurova’nın
söz ırmağı Güneysu’yu yaşattığı sürece yalnızca sıradan bir şehir değil, aynı
zamanda kutlu bir edebiyat yurdu olmaya devam edecektir.
Çukurova’dan
doğan bu söz ırmağı, 41 yıldır akıyor. Dileğimiz odur ki daha nice yıllar
aksın; genç gönülleri beslesin, kalemleri cesaretlendirsin, hafızaları diri
tutsun. Çünkü bu nehir, denize su taşımaz; medeniyete söz taşır.
Ahmet DOĞRU

Yorumlar
Yorum Gönder